ENBİYA25 - Blogcu <


8/5/2008 · Kategori: islam

CUMANIZ MÜBAREK OLSUN

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

4/5/2008 · Kategori: islam

İMAM-I RABBANİ HAZRETLERİ

İMÂM-I RABBÂNÎ HAZRETLERİ
Buyurdu ki -1

“Edebi gözetmek, zikrden üstündür. Edebi gözetmeyen Hakk'a kavuşamaz.”

“Ehlin gönlü için (âilenin gönlünü almak için) günah işlemek ahmaklıktır.”

“Farzı bırakıp, nâfile ibâdetleri yapmak boşuna vakit geçirmektir.”

“Gınâ sâhiplerinin yâni zenginlerin, alçak gönüllü olması güzeldir. Fakirlerin ise onurlu olması lâzımdır.”

“İnsana lâzım olan önce Ehl-i sünnete uygun inanmak, sonra Allahü teâlânın emir ve yasaklarına uymak, daha sonra tasavvuf yolunda ilerlemektir.”

“Kalbin tasviyesi (temizlenmesi); İslâmiyete uymakla, sünnetlere yapışmakla, bid'atlerden kaçmakla ve nefse tatlı gelen şeylerden sakınmakla olur. Zikr ve rehberi, doğru yolu gösteren âlimi sevmek bunu kolaylaştırır.”

“Kalbin birçok şeyleri sevmesinin sebebi, hep o bir şey içindir. O
da nefsdir.”

“Kâfirlere kıymet vermek, müslümanlığı aşağılamak olur.”

“Kelime-i tevhîd; putlara ibâdeti bırakıp, Hak teâlâya ibâdet etmek demektir.”

“Küfür, nefs-i emmârenin isteklerinden hâsıl olur.”

“Malı zarardan korumanın ilâcı, zekât vermektir.”

“Mübahları gelişi güzel kullanan, şüpheli şeyleri yapmağa başlar. Şüphelileri yapmak da harama yol açar.”

“Büyükleri sevmek, saâdetin sermâyesidir. Muhabbete müdâhane, gevşeklik sığmaz.”

“Nefs bir kötülük deposudur. Kendini iyi sanarak Cehl-i mürekkeb olmuştur.”

“Nefse, günahlardan kaçmak, ibâdet yapmaktan daha güç gelir. Onun için günahtan kaçmak daha sevaptır.”

“Razzâk olan Hak teâlâ, rızıklara kefil olmuş, kullarını bu sıkıntıdan kurtarmıştır.”

“Seâdet, ömrü uzun ve ibâdeti çok olanındır.”

“Seâdet-i ebediyyeye kavuşmak, peygamberlere uymağa bağlıdır.”

“Sohbeti ganîmet bilmelidir. Sohbetin üstünlüğü, bütün üstünlüklerin ve kemâllerin üstüdür.”

“Sünnet ile bid'at birbirinin zıddıdır. Birini yapınca öteki yok olur.”

“Zâhid, dünyâya gönül bağlamadığı için, insanların en akıllısıdır.”

“Zekât niyeti ile bir kuruş vermek, dağlar kadar altını sadaka olarak vermekten kat kat daha sevapdır.”

“Sâlih ameller İslâmın beş şartıdır. Sâlih amelleri yapmadan kalb selâmette olmaz.”

“Cennet ile Cehennem'den başka ebedî bir yer yoktur. Cennet'e girmek için îmân ve dînin emirlerine uymak lâzımdır.”

“Dünyâyı maksad edinmemeli. Dünyâ, nefsin arzularına yardımcıdır. Dünyâ ve âhiret bir arada olmaz. Dünyâya düşkün olmak, günahların başıdır. Dünyâya düşkün olanlar âhirette zarar görür. Dünyâya düşkün olmamanın ilâcı, İslâmiyete uymaktır.
Bu zamanda dünyâyı terk etmek çok zordur. Dünyâyı terk lâzımdır. Hakîkaten terk edemeyen, hükmen terk etmelidir ki, âhirette kurtulabilsin. Hükmen terk etmek de büyük nîmettir. Bu da, yemekte, içmekte, giyinmekte, meskende, dînin hudûdundan dışarıya taşmamakla olur. Dünyâyı terk etmek iki türlüdür; birincisi, mübahların, zarûret mikdârından fazlasını terktir. Bu çok iyidir. İkincisi, haramları ve şüphelileri terkedip yalnız mübahları kullanmaktır. Bu zamanda bu da iyidir.”
“Tesbih okumak (sübhânellah demek), tövbenin anahtarı ve hattâ özüdür.”

“Vakit çok kıymetlidir. Kıymetli şeyler için kullanmak lâzımdır.”

“İşlerin en kıymetlisi sâhibine hizmet etmektir. Yâni Allahü teâlâya ibâdet ve tâat etmektir.”

“Gençlik zamânında dînin emirlerine uymak, dünyâ ve âhiret nîmetlerinin en üstünüdür.”

“Annenin yavrusuna faydası olmadığı (annenin yavrusundan kaçacağı) kıyâmet günü için, hazırlık yapmayana yazıklar olsun!

Evliyalar Ansiklopedisi
www.huzurpinari.com
www.huzurpinari.net
www.huzurpinari.org
www.serenityfountain.org
www.sevgilipeygamberim.net
www.sevgilipeygamberim.org
www.sevgilipeygamberimiz.com
www.sevgilipeygamberimiz.org
www.cocukpinari.com
www.huzurpinaricocuk.com

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

1/5/2008 · Kategori: DUA

CUMANIZ MÜBAREK OLSUN

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

28/4/2008 · Kategori: makale

Anlarsın yegane dostun ALLAH c.c oldugunu..

Bir garip duygu esir alır ruhunu....
Bilmedigin hüzünler misafir olur...
Herşey üstüne üstüne gelir...
Ağlamak istersin ağlıyamazsın!!


Ağlasan belki feraha ereceksin ama
Hıçkırıklar düyümlenir kalır...
Bir dost dersin
Halini anlıyabilecek....


Derdine derman olacak bir dost
Ve o dost içi düşersin yollara..
Yürüsün uzun uzun....
Bir çölün ortasında bulursun kendin..!
Bir ağaç dersin...
Güneşin sıcagından korunabilmek için
Bir yudum su..


Yüregimi serinletebilmek için
Bakınır durursun!
Göremezsin birşey...
Heba olmuşlarını anlarsın....
Bir ses işte dersin..
Seçmiş oldugun sahte dostluklar...


Seni yarı yolda bıraktılar
Yalan olan dünyanın nasılda aldatıcı oldugunu anladınmı??
O an düyümlenen tüm hıçkırıklar
Akar durmaksızın gözlerden...
Taki huzura erene kadar...


Anlarsın yegane dostun ALLAH c.c oldugunu..
Tüm yüreginle yaşar ve hissedersin...
O an sesiz ve kuru olan çöl...
Senin için bir CENNETE bahcesine dönüşür
.....

Siz Allah'a tapıyoruz, diyorsunuz; ama yaptığınızı Allah için
değil para için, altın için yapıyorsunuz. Öyleyse siz paraya
tapıyorsunuz. Sizin taptığınız da benim ayağımın altındadır."


On ikinci ve on üçüncü yüzyıllarda Endülüs'te ve Şam taraflarında yaşamış büyük velîlerden ve "Şeyh–i Ekber" diye meşhûr olan Muhyiddin İbn Arabî, bir tepeye çıkar ve ayağını yere vurarak "Sizin taptığınız, benim ayağımın altındadır." diye bağırmaya başlar. Tabiî orada bulunanlar bu sözün ne mânaya geldiğini anlayamazlar. Kelâmın zâhirine bakarak, bu sözün küfrü gerektiren bir söz olduğunu zannederler.
Zamanın ulemâsı da "Nahnu nahkumu bi'z–zâhir" (Anlamı: Biz zahire göre hükmederiz) kaidesince bu sözün zâhirine bakarlar ve Muhyiddin İbn Arabî'nin küfrüne kâil olurlar. Yani "Bizim taptığımız Allah'tır. Muhyiddin Arabî de "Sizin taptığınız ayağımın altındadır." dediğine göre hâşâ "İlâhınız ayağımın altındadır" demiştir." diye değerlendirirler. İdam edilmesine karar verilir.
Şam halkı, onun hakkında verilen bu hükmün etkisinde kaldıklarından ve onun mânevî büyüklüğünü anlayamadıklarından dolayı kabrinin bile yerinin belli olmaması için kimsenin bilmediği bir yere defnederler.
Muhyiddin İbn Arabî Hazretleri, daha sağlığındayken Şam halkının kendisini anlayamadığını ve ziyaret edilmemesi için kabrini gizleyeceklerini anlar. Kendisinden yüzlerce sene sonra ortaya çıkacak olan pek çok şeyi keşif ve keramet yoluyla haber verdiği gibi, her ne kadar gizleseler de bir gün kabrinin meydana çıkarılacağını "Şeceret–ün–Nu'mâniyye fî Devleti'l–Usmâniyye" isimli eserinde şu meşhur sözleriyle haber verir: "İzâ dahale's–sîn ile'ş–şın zahara kabru Muhyiddîn." (Anlamı: "Sin" "Şın"a girince, Muhyiddin'in kabri meydana çıkar.)
Gerçekten de onun kabrini herkesten gizlerler. Kabrini pek bilen olmadığından dolayı ziyaret etmek isteyenler de maalesef ziyaret edemezler.
Osmanlı sultanlarından evliyaullahı çok seven, "Padişahı âlem olmak bir kuru dâvâ imiş, Bir mürşide bende olmak her şeyden âlâ imiş" buyurarak bir mürşide uymanın ehemmiyetini ve Allah dostlarının kıymetini en güzel biçimde ifade eden Yavuz Sultan Selim Han, Muhyiddin İbn Arabî Hazretleri'nden takriben üç asır sonra Şam'ı fethederek Osmanlı topraklarına dâhil etti. Muhyiddin İbn Arabî Hazretleri'nin kabr–i şerifinin nerede olduğunu sorar. Evvelce bazı bilenler varsa da, onlar da çoktan vefat etmişlerdir. Yaşayanlardan hiç kimse kabrinin yerini bilmemektedir. Sultan Selim Han, Muhyiddin İbn Arabî'nin "Şeceret–ün–Nu'mâniyye fî Devleti'l–Usmâniyye" isimli eserinde geçen "Sin" "Şın"a girince, Muhyiddin'in kabri meydana çıkar." sözüne binaen ısrarla Onun kabrini sorup soruşturur. Kabrin bulunması için araştırılmasını emir buyurur. En ufak bir ize veya bir işaret rastlansa hemen bakılıp araştırılacaktır. Nihayet dağda koyun sürülerini otlatmakta olan bir çoban şöyle bir haber getirir.
"Onun kabrinin nerede olduğunu bilmiyorum; lakin dikkatimi çeken bir hususu sizlere haber vermek istedim. Devamlı koyunlarımı otlattığım merada bir yer var ki, sürüde bulunan o kadar hayvandan hiçbirisi ne oradan ot yiyor, ne de oraya ayak basıyorlar. Oranın otları her sene baharda kendi hâlinde büyüyor ve zamanı gelince de kuruyup gidiyor."
Çobanın verdiği bu haber üzerine Sultan Selim Han derhal orayı kazdırır. Bir de bakarlar ki, Muhyiddin İbn Arabî Hazretleri'nin mübarek nâşı, sanki daha yeni defnedilmiş gibi taptaze, pırıl pırıl, hiç çürümeden olduğu gibi duruyor. Sultan Selim Han hemen o büyük velinin nâşını çıkarttırıp, orayı temizlettirir, kabrin üzerine de güzel bir türbe yaptırır. O mübareği tekrar oraya defnettirir. Bu türbenin yanına da bir cami ve imâret yaptırır, orayı herkesin ziyaretine açar.
Böylece Muhyiddin İbn Arabî'nin asırlar öncesinden verdiği haber gerçekleşmiş "Sin" "Şın"a girince Kabri meydana çıkmıştır. Böylece "Sin" den maksadın Sultan Selim, "Şın"dan maksadın da Şam olduğu anlaşılır.
Tabiî asırlar önce vefat etmiş bir zatın cesedinin çürümemesi, olduğu gibi taptaze kalması hiç şüphesiz onun büyük bir velî ve Allah dostlarından olduğuna delalet etmektedir. Peki, böylesine büyük bir Allah dostunun "Sizin taptığınız, benim ayağımın altındadır" diyerek, bu sözüyle (hâşâ) Allah'ı kastetmesi mümkün müdür? Bu imkânsız olduğundan, elbette onun bu sözünü tevil etmek ve bu sözde bir hikmet aramak gerekirdi. Sultan Selim işte bu meseleyi de açığa çıkarmak için, Muhyiddin İbn Arabî'nin bu sözü nerede söylediğini araştırır. Nihayet orayı da buldurur ve kazmalarını emreder. İbn Arabî'nin ayağını vurduğu yeri kazmaya başlarlar…
Bütün şehir halkı toplanmış merakla ne olacağına ve oradan ne çıkacağına bakmaktadır. Kazı çalışması tamamlanınca bir de baktılar ki, kazılan yerden içi çil çil altın dolu bir küp bulunuyor. Böylece bu meselede anlaşılmış olur. Demek ki Muhyiddin İbn Arabî Hazretleri, Şam'da kalbi para sevgisiyle dolu, yaptıkları her işi ve ameli Allah için değil, sırf menfaat ve çıkar için yapanlara, "Siz Allah'a tapıyoruz, diyorsunuz; ama yaptığınızı Allah için değil para için, altın için yapıyorsunuz. Öyleyse siz paraya tapıyorsunuz. Sizin taptığınız da benim ayağımın altındadır." buyurarak hem onlara vaaz etmiş, hem de hazinenin yerini işaret etmiş olmaktadır. Fakat o gün maalesef onu anlayamamışlardır.
"Şeyh–i Ekber" Muhyiddin İbn Arabî Hazretleri'nin kabri Şam'da olup sevenleri tarafından ziyaret edilmektedir.

Kürt Olarak
Akşamladım, Arap
Olarak Sabahladım
Gayet meşhur bir söz olan "Kürt olarak akşamladım, Arap olarak sabahladım" sözünün niçin söylendiği ile alâkalı olarak şöyle bir kıssa nakledilir:
Ebû Abdullah el–Müştehir Hazretleri, aslen Şirazlı bir Kürt ailedendir. Şöhreti her tarafa yayılmış olan büyük bir âlimdir. Sahip olduğu bu ilmini, medreselerde hocalardan okuyarak, rahlelerde dirsek çürüterek elde etmemiş; ilim ehline olan büyük hürmeti ve ilim sahibi olma konusundaki fevkalade arzusu sebebiyle kendisine Allah tarafından ilm–i ledün olarak ihsan edilmiştir.
Ebû Abdullah el–Müştehir Hazretleri çok arzu etmesine rağmen maalesef okuyamamıştı; ama ilim ehlini çok seviyordu. Fırsat buldukça onların ders halkalarına katılır, onları dinler, gerekirse bazı meseleleri onlara sorar ve onlarla hemhâl olurdu. Yine bir gün Şiraz medreselerinden birine geldi. O sıralar henüz kendisine Allah tarafından ilm–i ledün bahşedilmemişti. Her zamanki gibi medresede talebeler ilim mevzuunda konuşmalar yapıyorlardı. Bazı hususlarda ise hararetli münazaralar vuku buluyordu. Talebelerin ilim öğrenmek için böylesine gayret sarf etmeleri, birbirlerine karşı âdeta kıran kırana deliller öne sürmeleri onun çok hoşuna gidiyordu. Onların bu münazaralarına iştirak etmek için birden mevzuya girdi ve o da bir mesele sordu. Lâkin sorduğu sorunun ne tartışılan meseleyle alâkası vardı, ne de bir soru değeri taşıyordu. Tabiî gayet saf bir temenniyle aniden münazaranın ortasına dalınca, birden kısa bir sessizlik oldu ve ardından da gülüşmeler geldi... Tabiî hemen yaptığı hatanın farkına vardı; çok mahcup oldu ve:
"Ben de sizin gibi ilim sahibi olmak istiyorum. Ne olur bana bir yol gösterin!" dedi. Öylesine saf ve temiz bir kalple rica ediyordu ki, verilen tavsiyeye uyduğu takdirde bir gecede âlim olacağından şüphe etmiyordu. Bunun üzerine ona şaka yollu şöyle bir tavsiyede bulundular.
"Madem âlim olmak istiyorsun, öyleyse bu gece evinin tavanına bir ip bağla. Ayağını da bu ipe sıkıca bağlayıp, kendini baş aşağı sallandır ve her sallanışta "Aslan yelesi" de. Böylece ilim kapıları sana bir gecede açılır." dediler.
Tabiî o, talebelerin kendisine şaka yapmış olabileceklerini hiç aklına bile getirmez. Bu sözü ciddiye alarak doğruca eve gider. Onların dedikleri gibi, evin tavanına bir ip bağlayıp, ayaklarını da bir ucuna bağlar ve baş aşağı sallanmaya başlar. Her sallanışta onların tarif ettiği şeyi söyler. Daralır, zorlanır; ama vazgeçmez. Sabaha kadar buna devam eder.
Hüsnüniyet ve sıdk–u sadakatle sırf âlim olabilmek için sabaha kadar bu sıkıntıya katlanması Mevlâ Teâlâ'nın hoşuna gider. Seher vakti olduğunda bütün ilim kapılarını ona açar. Artık zâhir ve bâtın pek çok ilim ona malûm olmuştu. Bu olayın ardından hemen o sabahtan itibaren, Şiraz camilerinin kürsülerinde vaaz etmeye başlar. İlk vaazını şu kelâmla açar:
"Emseytü kürdiyyen fe asbahtu arabiyyen" (Anlamı: Kürt olarak akşamladım, Arap olarak sabahladım.)
Artık bundan böyle birçok âlim, halletmekte güçlük çektiği meseleyi ona sorar oldu. Mevlâ Teâlâ'nın kendisine ilm–i ledün bahşetmesiyle zâhir ve bâtın bütün ilimlerin hâmili olan Ebû Abdullah Hazretleri, aynı zamanda yaşadığı asrın mânevî önderlerinden olur.
Siyahgulsevdalisi isimli Üye şimdilik offline konumundadır  

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

27/4/2008 · Kategori: dinihikayeler

ALLAH'A GİTMEZSEN!

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

26/4/2008 · Kategori: islam

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

25/4/2008 · Kategori: islam

CUMANIZ MÜBAREK OLSUN

 

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

19/4/2008 · Kategori: islam

GÜNAHLAR VE GÜNAHKARIN DURUMU

 Haramlardan kimler kaçar
 Haramdan kurtulmanın en kısa yolu
 Günahtan kaçmak sevaptan önce gelir
 Günah günahı çeker
 Büyük ve küçük günahlar
 Mekruh işlemek günah mıdır?
 Vacib olan işler
 Günah işlemenin insana zararı
 Günaha önem vermemek ne demek
 Günah işleyene kâfir denmez
 Günahkâra şefaat
 Kulun vazifesi ibadet etmektir
 Rızkınızı güzel yoldan arayın
 Kalb ile işlenen günahlar
 Ya hep ya hiç mantığı
 Günahta ısrar nedir
 Ne düşünmeli ki günahtan uzaklaşılsın
 Kelime-i tevhidin fazileti
 Elini veren kolunu alamaz
 İyilik ve kötülük
 En büyük günah
 Her şey günah mı?
 En kötü şeyler
 Günahlar sarhoş etseydi
 Günah ve sevgi

 Günah işlemekle ilgili çeşitli sorular

www.dinimizislam.com

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (3) Yorum yaz!

14/4/2008 · Kategori: SIIR

Kalblerin cilası tek sahibi ..s.a.v.

  

Alemlere rahmet olarak gönderdi,
Yaratmazdı sen olmasaydın felekleri,
Sen içimizdeyken azap etmezdi,
Benim peygamberim çok güzeldi.

İman edenler için bir rahmetti,
Aslı nur, cismin ademdi,
Bizlere nur saçan bir kandildi,
Benim peygamberim çok güzeldi.

Üstün ve çok merhametli,
Yüzünde azamet ve hakimiyeti;
İnsanlık aleminin en şereflisi,
Benim peygamberim çok güzeldi.

Bütün varlıkların en yücesi,
Alemlerin göz bebeği,
Yaratılmışların en güzeli,
Benim peygamberim çok güzeldi.

Cismani suretlerin en mükemmeli,
O göz kamaştırıcı güzelliği,
Kalblerin cilası tek sahibi,
Benim peygamberim çok güzeldi.

Bedenlerin şifası ve afiyeti,
Gözlerimizin nuru kamer ışığı,
İnsanları kurtarmaktı emeli,
Benim peygamberim çok güzeldi.

Kalıcı Bağlantı Yorum (3) Yorum yaz!

13/4/2008 · Kategori: SIIR

O VAR!..Necip Fazıl Kısakürek

             

O VAR!..
Her defa haberi taze bir müjde;

O var!
Her defasında, geç, gafletten vecde;

O var!
Ne sen varsın, ne ben, ne yâr, ne kimse;

O var!
Bütün sevdiklerin elden gittiyse;

O var!
Kalacak kim var ki dost tomarında?

O var!
Sana daha yakın şah damarından;

O var!
Arama, bir ilaç yok ezzahanede!

O var!
Gayede, sebepte ve bahanede;

O var!
Sevdiğini ebed boyu tutan dinç;

O var!
Ölümsüzlük şevki, ilahi sevinç;

O var!
Yıkılmaz dayanak, kırılmaz destek;

O var!
Tekten de tek, bir tek, tek başına tek;

O var!

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »